Selçuk Kalesi’ni Kim Yaptı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Selçuk Kalesi, tarihsel olarak İzmir’in Selçuk ilçesinde yer alan ve bölgedeki en önemli yapılar arasında kabul edilen bir kale. Ancak bu kale sadece mimari bir yapı değil, aynı zamanda içinde barındırdığı toplumsal ve kültürel izlerle de dikkat çeker. Selçuk Kalesi’nin kim tarafından yapıldığına dair tartışmalar, yalnızca tarihi değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi modern anlayışlarla da bağdaştırılabilir. İstanbul’da yaşayan, sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, sokakta, toplu taşımada, işyerimde gözlemlediğim sahnelerle bu soruya farklı açılardan yaklaşmak benim için kaçınılmaz. Peki, Selçuk Kalesi’ni kim yaptı ve bu yapının inşa süreci kimlere aitti? Gelin, birlikte hem tarihi hem de toplumsal boyutları keşfedelim.
—
Selçuk Kalesi ve Tarihsel Bağlantılar: Bir Yapıdan Fazlası
Selçuk Kalesi, tarihsel olarak Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait izler taşıyan bir yapıdır. Yalnızca taşlardan değil, bu taşların ördüğü hikayelerden de oluşan bir kale… Ancak bir mühendis olarak baktığımda, bu tür büyük yapıları inşa etmenin her zaman sadece teknik bir mesele olmadığını fark ediyorum. Bu tür yapılar, tarihsel olarak çoğunlukla erkek egemen toplumların egemenliğinde inşa edilmiştir. Geçmişteki büyük kaleler genellikle hükümetin ya da yöneticilerin, yani erkeklerin kontrolünde olan yerlerde yükselmiştir. Toplumsal cinsiyetin etkisini burada görmek çok mümkün. Çünkü kadınların, bu tür yapıların inşa edilmesindeki rolü genellikle göz ardı edilmiştir.
Sokakta yürürken, kadınların tarihte genellikle “görünmeyen iş gücü” olarak tanımlanmasına dair sayısız örnekle karşılaşıyorum. Toplumda, kadınların toplumsal düzene katkılarının genellikle daha çok ev içi, bakım ve emekle sınırlı olduğu bir algı var. Oysa Selçuk Kalesi gibi yapılar da, aslında toplumun kolektif emeğiyle inşa edilmiştir ve bu emeğin içinde kadınların gizli katkılarını da göz ardı etmemek gerekir. Ancak erkek egemen tarih yazımı bu katkıyı genellikle unutur. Hangi gruptan olursa olsun, her bireyin eşit katkısı önemli olsa da, tarihsel bağlamda bu genellikle erkeklerin emekleriyle özdeşleştirilmiştir.
—
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Herkesin Kalesi
Selçuk Kalesi’nin inşası sadece teknik bilgiyle sınırlı değildi; aynı zamanda çok sayıda farklı topluluğun, kültürün ve inanç sisteminin bir arada var olduğu bir süreçti. Selçuklu döneminde, kalenin inşasında farklı etnik kökenlerden gelen işçiler ve zanaatkârlar yer alıyordu. Burada, çeşitliliği göz önünde bulundurmak önemli. Bu çeşitliliğin, hem toplumsal cinsiyet hem de etnik kimlik açısından kaleye nasıl yansıdığı üzerine düşünmek, sosyal adaletin temellerini anlamak açısından kıymetlidir.
Toplumda, belirli grupların tarihsel miraslarda, kalelerde ya da saraylarda daha fazla temsili olduğunu görmek mümkün. Ancak bu çeşitliliğin adil bir şekilde temsili, her zaman tartışmalıdır. Günümüzde, toplumun farklı gruplarının eşit haklarla temsili hâlâ bir mücadele alanı. Mesela sokakta yürürken, hep aynı gruplardan ve “statülü” insanlardan daha fazla tarihi anlatıları duyuyorum. Oysa, Selçuk Kalesi gibi yapılar, farklı halkların, farklı kültürlerin ortak bir mirasıdır. Bunu hem tarihsel hem de modern bakış açısıyla sorgulamak gerekiyor. Toplumsal cinsiyetin yanı sıra, bu kalede emeği geçen diğer grupların da hakkı teslim edilmelidir.
—
Kadınların Görünmeyen Katkısı: Yapının Arkasında Kimler Var?
Selçuk Kalesi’ni inşa edenlerin çoğu hakkında kayda değer bir bilgi yok. Ama şunu biliyoruz: Yapılar, bir toplumun çok boyutlu varlığını yansıtır ve toplumun farklı katmanları tarafından şekillendirilir. İçimdeki insan, kadının bu yapıların inşasında nasıl bir yer tuttuğunu sorguluyor. Bunu sokakta gördüğüm sahnelerle ilişkilendiriyorum: Kadınlar, bugün hâlâ çoğu sektörde ve özellikle yönetici pozisyonlarında yeterince temsil edilmiyor. Oysa, kadınların tarihsel katkıları bir şekilde göz ardı edilmiştir. Sadece ev işlerinde değil, toplumsal üretim süreçlerinde de kadınların katkısı olmuştur.
Örneğin, bir işyerinde kadınların, erkeklerden daha fazla çaba gösterdiğini gözlemliyorum. Ama kadınların adları, tarihteki büyük yapıları inşa eden kişiler arasında genellikle yer almaz. Kadınların, Selçuk Kalesi gibi kalelerin inşasında zanaatkar, işçi ya da belirli işlevlerde yer aldıklarına dair kayıtlar olsa da, isimlerinin kayıtlarda geçmediğini görmek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tarihsel derinliğini gösteriyor. Ve bu durum, sosyal adaletin sağlanmasında hâlâ devam eden bir engel oluşturuyor.
—
Sonuç: Herkesin Kalesi Olmalı
Sonuç olarak, Selçuk Kalesi sadece bir taş yığını değil, tarihsel, toplumsal ve kültürel bir yapıdır. İnşasında emeği geçen her bireyi, her grubu ve her cinsiyeti kapsayan bir perspektifle bakmak gerekir. Çünkü bu kale, sadece bir hükümdarın değil, tüm toplumun ortak bir mirasıdır. Bu mirası sahiplenirken, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi ilkeleri göz önünde bulundurmak, gerçek anlamda adil bir geçmişi anlamamıza ve geleceğe taşımamıza olanak tanır.
İçimdeki mühendis, “Kale inşa ederken sadece taşların birleşimine odaklanmamalıyız, aynı zamanda insanların birleşimine de bakmalıyız,” diyor. İçimdeki insan ise, “Evet, taşlar kadar insan da önemlidir, ve her insanın bu yapıya katkı sağlama hakkı vardır,” diyerek son sözünü söylüyor. Selçuk Kalesi, tüm toplumların ortaklaşa yaptığı bir miras olmalı ve herkesin kalbi, bu kalenin taşları kadar güçlü olmalı.