Oruç Neden 30 Gün Tutuluyor? Bir Ramazan Hikayesi
Ramazan’ın ilk günleri… Her yıl olduğu gibi, oruç tutmaya başlamadan önce içimde bir heyecan, bir burukluk, biraz da kaygı vardı. Kayseri’nin sokaklarında, sıcak ve toprak kokulu havada, oruç tutmaya hazırlanırken zihnimde pek çok soru vardı: Oruç neden 30 gün tutuluyor? Neden 30 gün? Niye bu kadar uzun? Bu sorular bir türlü kafamdan çıkmıyordu. Ama bir yandan da Ramazan’ın o özel havası, maneviyatı beni sarhoş ediyordu. Yavaşça, her yıl olduğu gibi, o ruh haline girmeye başlamıştım.
İlk Günün Sabahı: Heyecan ve Kaygı
Ramazan’ın ilk günüydü. Genç yaşta, hayatın bana sunduğu her yeni şeyde olduğu gibi, oruç tutmak da bir keşif gibiydi. Sabah ezanı okunmuştu ve evdeki herkes biraz daha sessizdi. O oruç başlama anı, o ilk duyguyu hatırlıyorum: hem bir hüzün, hem bir heyecan. Her yıl aynı duyguyu yaşıyorum ama bir türlü alışamadım. “Bu yıl da tutacak mıyım? Yani tutmalı mıyım?” diye düşünürken, bir yandan da “Evet, tutacağım,” diyordum kendime. Bu seneki oruç, belki de diğer yıllardan farklı olacaktı. Her şey gibi, oruç da her yıl farklı bir anlam taşıyor gibi hissediyorum. Oruç neden 30 gün tutuluyor? sorusunun cevabını bulmam için belki de bu yıl bir fırsattı.
Bir yudum su içmek istedim ama vazgeçtim. İçimdeki kaygılı taraf bana seslendi: “Daha yeni başladın, 30 gün boyunca bu sabrı gösterebilir misin?” Bir yanda içimdeki o duygusal insan, bir yanda da kararlı, “Yaparsın,” diyen o başka tarafım vardı.
İçimdeki insan diyor ki: “30 gün. Çünkü bu zaman dilimi, hem bedenin hem de ruhun değişimi için yeterli. Oruç, sadece açlıkla ilgili değil, bir tür sabır, arınma ve gönül temizliği. Ve belki de her gün biraz daha sabırlı olmak, biraz daha insan olabilmek için bir fırsat.”
İkinci Haftada: Zorluklar ve Sorular
Ramazan’ın ikinci haftasıydı ve bu sefer işler biraz daha zordu. Başlangıçtaki heyecan yavaşça yerini tükenmişliğe bırakıyordu. Sıcak hava, işlerin yoğunluğu derken, oruç tutmak bana zor gelmeye başlamıştı. İftara daha var, sabah namazını kıldım, ama bir türlü zihnim rahatlamıyordu. Her gün oruç tutmak, hem bedenen hem de zihinsel olarak yoruyordu. Oruç tutmanın aslında sadece aç kalmak değil, bir tür ruhsal savaş olduğunu fark ettim. İnsanın kendi içindeki zayıf tarafla, güçlü tarafı arasında bir mücadele var gibiydi.
Bir akşam, iftar saati geldiğinde, sofrada beni bekleyen yemeklere bakarak düşündüm: “Keşke bu açlık, sadece bir öğünle sona erse…” Ama sonra aklıma geldi: Neden 30 gün tutuluyor? Kendime bu soruyu sordum. Cevaplarım birbiriyle çelişkiliydi ama bir şey netti: Ramazan, her bir günüyle beni daha derin bir şekilde kendimle yüzleştiriyordu. Sadece midemi değil, içimi de boşaltmamı sağlıyordu. Her bir gün, bir adım daha yaklaşmak gibiydi, bir adım daha ilerlemek.
İçimdeki kaygılı taraf bir kez daha devreye giriyor: “Ama 30 gün çok uzun. Ya bu sabır, bu dayanıklılık beni yorarsa? Ya her şeyle yüzleşmeye daha fazla dayanamayacak olursam?”
Ama içimde bir ses, sabırlı olmamı söylüyordu. “Bir günü atlat. Bir günü geç. 30 gün… aslında bu bir yolculuk. Her bir gün, sana çok şey katacak.”
Sonlara Yaklaşırken: Bir Değişim Fark Ettim
Ve işte, Ramazan’ın sonlarına doğru… O uzun 30 günün sonunda fark ettiğim şey, her geçen günün bana bir şeyler kattığıydı. Oruç tutarken bir yandan açlık ve susuzlukla mücadele ederken, bir yandan da sabrın, azmin ve kendini tanımanın anlamını öğrendim. 30 gün boyunca her gün biraz daha olgunlaştığımı hissediyorum. O 30 gün, aslında sadece bedensel değil, ruhsal bir yolculuktu.
İftar saati yaklaşıyor, gün boyunca yaşadığım sabır ve tutum, sonunda oruç bitince tatmin edici bir huzur bırakıyordu. O 30 günün sonunda, orucun sadece açlık değil, bir tür arınma süreci olduğunu daha iyi anladım. Ve belki de bu yüzden, Ramazan her yıl yeniden tekrar ediyordu. Çünkü 30 gün, ruhu yeniden inşa etmek için gereken süreydi. İçimdeki insan, içimdeki kaygılı tarafın seslerini susturuyor ve diyor ki: “Bu 30 gün, hem bedensel hem de ruhsal olarak sana büyümek için bir şans veriyor.”
Ramazan’ın Beni Öğrettikleri
Ramazan’ın 30 günü boyunca, oruç tutmak bana sadece bir arınma süreci değil, aynı zamanda bir sabır dersi verdi. İçimdeki kaygılı tarafla yüzleşirken, aslında kendimi daha yakından tanıdım. Oruç neden 30 gün tutuluyor? sorusunun cevabı, belki de burada yatıyordu: O 30 gün, insanın hem bedenini hem de ruhunu arındırabilmesi için gereken süreydi. Ramazan, her yönüyle insanı sınar, değiştirir, dönüştürür. Belki de oruç, 30 gün boyunca insana hem sabrı, hem de içsel huzuru öğretir.
İçimdeki insan bir kez daha gülümsüyor: “Her gün biraz daha güçlendiğimi hissediyorum. 30 gün… belki de bu zaman dilimi, insanın en derin halini görebilmesi için gerekli olan süre. Bunu yaşamak, bir anlam kazanıyor.”
O yüzden, her yıl Ramazan geldiğinde, soruyu sormaktan vazgeçiyorum: Oruç neden 30 gün tutuluyor? Çünkü biliyorum, bu 30 gün, sadece bir sayı değil, bir dönüşüm süreci. Ve her yıl, oruçla birlikte ben de biraz daha değişiyorum.